Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%0,11
BIST 2,008
%0,04
Dolar 13.85
%0,19
Euro 15.67
%0,55
Altın 797.98

Bir tarafta çılgınlar bir tarafta ülkeyi mahvettiniz diye çıldıranlar”

27 defa okundu kategorisinde, 14 Oca 2022 - 17:27 tarihinde yayınlandı
Bir tarafta çılgınlar bir tarafta ülkeyi mahvettiniz diye çıldıranlar”


Özel oturumun gerçekleştiği meclis toplantısında, AK Parti ve MHP Grubu “Hem Kanal Hem İstanbul” derken, CHP ve İYİ Parti Grubu, Kanal İstanbul’un çılgın bir proje olduğu konusundaki ısrarını sürdürdü. Ak Parti grubunun Türkiye’de yapılan herseyi sanki iktidar geldikleri 2002 yılından sonra yapılmış gibi konuştuğunu ifade eden CHP’li Meclis Üyesi Ali Haydar Kahraman, 2002 yılından sonra Ak Parti iktidarının yaptığı tek şeyin, Kanal İstanbul projesi gibi sadece inşaat ve betondan başka bir şey olmadığının altını çizdi.


“BETON ÇILGINLIĞI İSTANBUL’UN SONUNU GETIRECEK”


AK Parti’nin 2002’den sonra yaptıklarını “Türkiye yapar AK Parti satar” tanımlamasıyla ifade eden Ali Haydar Kahraman, Atatürk’ün mirası olan herseyin özelleştirildiğini, bu güne kadar satarak idare edilen mirasın artık satmakla değil, betonlarla da sonunun getirildiğini ifade ederek, demir çelik, şeker sanayisi, tekel, giyim sektörü, lojistik, sanayileşme ve üretim alanında yapılan atılımların hepsinin Ak Parti iktidarı öncesi olduğunu tarihleriyle birlikte sıraladı.


Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 70’inin karşılandığı Keban, Kartalkaya ve Atatürk Barajı’nın da Ak Parti’den önce yapıldığını söyleyen Kahraman, geçtiğimiz ay kendi ürettiğimiz elektriğe yüzde 127 oranında zam yapıldığını hatırlatarak, CHP’nin yapılan her şeye karşı çıktığını iddia eden konuşmacılara seslendi.


Osmangazi Köprüsü’nü örnek vererek yaptığı konuşmasında, 1 Milyar 300 Milyon iia 1 Milyar 700 Milyon Dolar arasında bir maliyetle yapıldığı söylenen köprünün, yap-işlet-devret modeli ile 2035 yılına kadar 10 buçuk milyar ile 13 milyar dolar arası bir geçiş garantisi verildiğini belirten Ali Haydar Kahraman, “Bugünkü kur fiyatına baktığımızda geçiş 35 dolar ve bunu 13 ile çarptığımızda her geçişte 455 lira her para ödemiş oluyoruz” diyerek, CHP’nin karşı çıktığı şeyin milletin cebine el atılması olduğunun altını çizerek, “Milletin hakkını, hukukunun savunmayacak mıyız? Buna karşı çıkmak yanlış mıdır? Biz güzel yapılan şeylerin milletin cebine el uzatarak yapılmasına karşıyız. O zaman kamulaştırılsın ve devletin malı olsun. Bizde vatandaş olarak 455 lira yerine 100 liraya geçelim diyoruz” dedi.


“TEKLİFİ BİLE UTANÇ VERİCİ”


Kanal İstanbul’un teklifinin bile ülkemiz için bir utanç kaynağı olduğunu iddia eden Kahraman, insanoğlunun doğaya verebileceği en büyük zararlara sebep olabilecek “ÇILGIN BİR PROJE” olarak değerlendirdiği Kanal İstanbul’dan ‘Beton Kanal ve Ucube Kanal” diye bahsetti.


2011 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşık 45 km uzunluğu, 21 metre su derinliği, iki yüz yetmiş beş metre (275) genişliği olması ve günde yaklaşık 150-160 geminin geçmesi hedeflenen Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayacak bir su yolu olarak açıkladığı Kanal İstanbul’un en dar yerinin 700 metre, en geniş yerinin ise 4200 metre olduğunu vurgulayan Kahraman, bu oranların İstanbul Boğazı’na nazaran daha dar olduğunu, bu durumunda kanaldan gemilerin geçiş süresini İstanbul Boğazına nazaran çok daha uzun olacağını belirtti.


“İSTANBUL EŞİ BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ TEHLİKELERLE KARŞI KARŞIYA”


Doğal bir boğaz bulunurken ona alternatif olarak açılan bir kanal olması itibarıyla Kanal İstanbul Projesi’nin ayrıca ilginç ve tek olduğuna da dikkat çeken Kahraman, “Bu ucube proje ile İstanbul binlerce yıllık tarihinde eşi benzeri görülmemiş tehlikelerle karşı karşıya” dedi.


Kanal İstanbul’un proje alanı ve çevresinde bulunan 13 derenin yataklarını, havzalarını, topografyasını ve akış rejimini değiştireceğini söyleyerek konuşmasını sürdüren CHP’li Meclis Üyesi Ali Haydar Kahraman, konuşmasına şöyle devam etti.


“İklim değişikliğinin etkisiyle zaten değişen su döngüsüne bir de bu projenin yarattığı ek yükler binecek. Son yıllarda kuraklık, sıcak dalgaları, orman yangınları ve sellerle sıkça gündeme gelen İstanbul’un iklim değişikliği ve üstüne eklenen Kanal İstanbul ile tablo daha da kararacak. İklim değişikliği nedeniyle 4 veya 5 senede bir kuraklık yaşanır hale gelen İstanbul’un su sıkıntısı, iklim değişikliğiyle uyumsuz hükümet politikaları ve artan nüfusu ile birlikte önümüzdeki dönemde daha da büyüyecek.


“BETON ÇILGINLIĞI İSTANBUL’UN SONUNU GETİRECEK”


Bu proje,  il sınırları içindeki su kaynaklarının bir kısmını ortadan kaldırıp geriye kalanını risk altına sokacak,  yeraltı sularını kirletecek, planlanan kanalın sağ sahilinde İstanbul’un temiz su kaynakları bakımından stratejik öneme sahip akiferlerin de önemli tuzlanma sorunlarına sebep olacağı öngörülmektedir.


Önemli su alt yapılarını devredışı bırakacak, su havzalarındaki mevcut yapılaşma baskısını dahada büyütecek, Karadeniz’den Marmara Denizi’ne taşınan toplam debi 16 artacaktır. Kanal tek başına Marmara Denizi’ne gelecek toplam debinin 25’ini taşıyacak ve bu deşarj Marmara Denizi’nin en hassas ve kirlenmeden en fazla etkilenecek olan kesimine boşalacaktır.


Kanal, içerdiği Azot ve fosfor yükleri ile arıtılmış atık suyun 8-9 katı kirletici içeren ve Marmara Denizi’ne boşalan bir suyolu konumunda olacak.


Bu durumun  Marmara Denizi’nde kalıcı ve ölümcül bir tahribat  yaratması kaçınılmazdır.


“TELEFİSİ İMKANSIZ BİR RİSK”


Tarım-orman arazilerini olumsuz etkileyecek, deniz kimyasını bozarak canlıların yok olmasına yol açacak, İstanbul ekosistemindeki endemik türlerin taşınmasına yada yok olmasına sebep olacak.


Kanal İstanbul ile son 50 yılda 27 bin (27.000) hektar kadar azalan İstanbul ormanları daha da azalacaktır, üstelik kanalın yok edeceği ormanların bir kısmı da muhafaza ormanıdır.


Kanal, yaz aylarında buharlaşmadan ve kış aylarında adveksiyondan kaynaklı daha yoğun ve uzun ömürlü sis oluşumuna sebep olacak.


Ayrıca İstanbul’un batısında hava sistemlerinin geldiği yönde inşa edilecek olan kanaldaki gemilerden ve uydu kentlerden ilave emisyonlar salımlanacaktır.


Bu ilave emisyonlar hava kirliliği ve asit yağışlarına neden olacak. Ve İstanbul halkının sağlığı, Terkos ve diğer su kaynakları, tarihi yarımada ile birlikte kuzey ormanları için tehlike yaratacak.


Hava kirliliği ve asit yağışları İstanbul Halkında lösemi, üst solunum yolları gibi hastalıklara sebep olabilecek.


Kanal güzergâhında yaklaşık 1,1 milyar m3 hafriyat çıkacak.

Bu harfiyatın yıllık yaklaşık iki milyon ton karbondioksit eşleniği emisyon salımlayacağı öngörülmekte.

Ve bu devasa hafriyatın Karadeniz sahilinde 38 kilometre boyunca kıyı dolgusu malzemesi olarak kullanılması planlanmakta.


Gevşek hafriyat toprağının önemli bir kısmının dolgu alanında çözülerek deniz ortamına karışıp yayılması ve kanal yolu ile Marmara Denizi’ne taşınması kuvvetle muhtemeldir.


Marmara Denizi’nin sahil şeridine çökelecek bu malzeme dip örtüsündeki canlılığı tahrip edecektir.


Aynı zamanda çıkacak olan bu harfiyatın taşınmasının sebep olacağı seragazı salımından bahsetmiyorum bile.


Kanal civarında oluşacak ve yayılacak yerleşimin rahatlıkla bir buçuk-iki milyon dolayında bir nüfus çekebileceği aşikârdır. Bu nüfus enerji kullanacaktır ve günde yaklaşık bin beş yüz – iki bin (1.500-2.000) ton arası katı atık üretecektir;


İstanbul’daki araç trafiğini daha da karmaşık hâle sokacak, hava kirliliğine yol açacak, karbondioksit (CO2) emisyonunu artıracaktır.


Hepsinden önemlisi, 1,5 milyonluk kanal yerleşkesi nüfusunun günde ikiyüz yetmiş bin metreküp (270.000 m3), yılda ise 100 milyon metreküp (100 milyon m3) su ihtiyacı olacak ve İstanbul’un kısıtlı su kaynaklarına el konacaktır.


Bu değerler kanalın İstanbul’a yaratacağı ilave sorunların somut göstergeleridir.


“KENTİN ORTASINDA DEV BİR ADA YARATILACAK”


Kanal İstanbul’un yaratacağı başka bir olumsuzluk ise kentin ortasında dev bir ada yaratacak olması. İstanbul’un iki yarımadadan oluşma avantajını ortadan kaldırıp, milyonlarca insanı anakarayla bağlantısını kopartarak bir adaya hapsetmesi iklim değişikliği çağında yapılması gerekenin tam tersini yapmak demek.


Oluşan bu yeni ada ve yapılar ile beton, tuğla, briket, asfalt ve kaldırım yüzeylerinde ısı emilmesi ile İstanbul’da devasa bir ısı adası oluşacak.


Kentsel sıcaklıktaki bu artış doğada bir çok tahribata ve şiddetli sağanak, sel, dolu fırtınası gibi geri dönüşü mümkün olmayan yağış rejimi ve kent iklimi değişikliklerine sebep olacak.


Sadece kuraklık, seller gibi iklim değişikliği kaynaklı afetler söz konusu olduğunda değil örneğin bir deprem durumunda, nüfusun çoğunluğunu barındıracak olan bu yeni adada halkın ihtiyaçları nasıl karşılanacak?


Bu ucube proje ile zaten iklim değişikliğine karşı kırılgan olan bir  kent katbekat daha kırılgan hale gelecek.


Tüm bunların kaçınılmaz sonucu olarak İstanbul iklim değişikliği  karşısında çaresiz kalacak.


Beton Kanal, iklim krizini artırmakla kalmayacak, İstanbul’un iklim değişikliği ile mücadelesi kapsamında Dedlayn 2020 ve Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda İBB Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığınca hazırlanan İstanbul İklim Değişikliği Eylem Planını, yine aynı Daire Başkanlığınca hazırlanmasına başlanan Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı gibi iklim değişikliğine dirençli şehir olma anahtarları olan planlarını da zayıflatacaktır.


Bu Beton Kanal, İstanbul’un doğasında, ekosisteminde, ikliminde ve özellikle Marmara Denizi’nde geri dönülemez, ölümcül çevresel etkilere sebep olacak. Bütün bunlar tercihin Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun da dediği gibi “ya Kanal ya İstanbul” olacak şekilde yapılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bizim tercihimiz İSTANBUL!


“KANAL İSTANBUL’U YAPMAYA SİYASİ ÖMRÜNÜZ YETMEYECEK!”


Kanal İstanbul Projesi’nin yapılma gerekçeleri olarak İstanbul Boğazı’ndaki yoğun trafiğin azaltılması ve bölgenin daha güvenli hâle getirilmesi gösterilmektedir.


Peki sizlere soruyorum İstanbul Boğazı’nın gemi trafiğine kapatılması ve geçiş yapmak isteyen gemilerin zorla Kanal’dan geçirilmesi mümkün müdür? Bu istenebilir mi?


Öte yandan Kanal’ın inşası ile oluşabilecek çevresel risk, sadece ülke sınırlarını değil bu sınırların dışını da etkileyeceğinden bu çevresel zararların sorumluluğu da ülke devleti olarak Türkiye’ye düşer.


Kısa vadede hükümet ve yandaşları için rant ve kazanç kaynağı görülen bu çılgın beton kanal, uzun vadede İstanbul ve Türkiye için bir faciaya dönüşecektir.


Ve son olarak Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da söylediği gibi


“Kanal İstanbul ihalesini hiç kimse almayacak. Eğer alan olursa çok ağır bedeller ödeyecektir.” Buna da zaten siyasi ömrünüz yetmeyecek. İster içeriden ister dışarıdan olsun kimsenin İstanbul’a ihanet etmesine izin vermeyeceğiz!!!


Geçen ay açılan konut ihalelerine kimsenin katılmaması nedeniyle Genel Başkanımız ve İBB Başkanımızın söylediklerinin de gerçek olduğunu ve bu Beton İstanbul Projesinin hayata geçirilemeyeceğini belirtmek istiyorum.”


“BU ÜLKENİN GELECEĞİNE ZİNCİR VURAMAYACAKSINIZ”


Aslında yüzlerce çılgınlığınız var ama bugün ben size sadece 3 çılgınlığınızdan bahsedeceğim” diyerek konuşmasını sonlandıran CHP’li İBB Meclis Üyesi Ali Haydar Kahraman;


1) 31 Mart 2019’da yaptığınız çılgınlığın 23 Haziran’da karşılığını sekiz yüz altın bin (806.000) fark oyla aldınız.


2) Doları 8 liradan 18 liraya çıkardınız. Bu çılgınlığı sanki siz değil de biz yapmışız gibi 18 liradan 13 liraya düştüğünde davul zurna çalıp halay çektiniz.


3) Boğaziçi’nin, TÜİK’in ve en son olarak Millli Eğitim Bakanlığının kapısına kilit vurdunuz.


İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un da dediği gibi “Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.”


Ama siz bu çılgınlığı da yaptınız. Kurumlarımızın kapılarına zincir vurdunuz. Ama bilin ki bu ülkenin geleceğine zincir vuramayacaksınız.


 


 

Haber Editörü : Tüm Yazıları