Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-2,35
BIST 1,776
%3,08
Dolar 12.37
%4,02
Euro 14.01
%3,30
Altın 713.05

Bahçesaray kitabı, Büyük Kırım Tarihine zemin hazırlayacak

28 defa okundu , kategorisinde, 22 Kas 2021 - 14:46 tarihinde yayınlandı
Bahçesaray kitabı, Büyük Kırım Tarihine zemin hazırlayacak

Kırım Hanlığı’nın tarihi başkenti Bahçesaray, Bonn Üniversitesi Bağımlılık ve Kölelik Araştırmaları Merkezi’nde (Bonn Center For Dependency and Slavery Studies) araştırmacı olarak görev yapan Dr. Fırat Yaşa tarafından kitaplaştırıldı. Bahçesaray’ın 1650-1675 yıllarına odaklanan eser, Türk Tarih Kurumu tarafından basıldı. Dr. Öğretim Üyesi Fırat Yaşa, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı kurbanlarına ithaf edilen eseri hakkında Kırım Haber Ajansına değerlendirmelerde bulundu. Dr. Yaşa, Türk Tarih Kurumu tarafından basılan Bahçesaray eseri hakkında, “Umut ediyorum ki bundan on ya da yirmi yıl sonra Büyük Kırım Tarihi’ni yazmak için uygun bir zemin hazırlayacaktır. ” ifadelerini kullandı.

Bonn Üniversitesi Bağımlılık ve Kölelik Araştırmaları Merkezinde (Bonn Center for Dependency and Slavery Studies) Kırım köleliği üzerine araştırmalarda bulunan Dr. Fırat Yaşa, Bahçesaray’ın 1650-1675 yıllarındaki kent yaşamını kaleme aldığı “Bahçesaray (1650-1675) eseri hakkında bilinmeyenleri Kırım Haber Ajansına aktardı. Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tarafından yayımlanan eser, 17. yüzyıl Bahçesaray’ını zaman, mekân ve insan boyutuyla inceliyor. Arşiv kaynaklarına dayanan eserde, hukuktan ticari hayata, siyasetten bürokrasiye devrin bilinmeyenlerine ışık tutuyor.

Eserin takdim yazısını Toronto Üniversitesi’nden Prof. Dr. Viktor Ostapçuk (Victor Ostapchuk) kaleme aldı. Ukraynalı bilim adamı Ostapçuk, Kırım konusunda dünyanın önde gelen araştırmacılarından birisi olarak tanınıyor.

Fırat Bey, öncelikle çalışmanız özelinde akademik hayatınızda başarılar dileriz. Kırım Tatar halkının başkenti Bahçesaray’ın bir dönemine ışık tutan eseriniz arşiv kaynaklarından yola çıkılarak hazırlandı. Acaba, özellikle 1650-1675 tarihlerini seçmenizin bir sebebi var mı?

Öncelikle ilginiz ve güzel sözleriniz için candan teşekkürler. Sizlerin de bildiği gibi Kırım Tatarlarının sürgünü ve sonrasında yaşananlar “devlet merkezli üretilen belgelerin”, bilinçli veya değil, bir kısmının yok edilmesine bir kısmının da farklı ülke arşivlerine dağılmasına neden oldu. Hanlık tarihine dair elimizde defter serisi halinde bulunan neredeyse tek kaynak grubu kadı sicilleridir. Halil İnalcık’ın teşebbüsleri ile Türkiye’ye getirilen bu defterler arasında da tarihsel boşluklar bulunur. Çünkü Kırım Tatarları gibi bu kaynaklar da sürekli yer değiştirmiş, muhafaza edilmeye çalışılmıştır. İnalcık’ın aktardığına göre; Kırım Hanlığı Kadı Sicilleri, II. Dünya Savaşı’na kadar Yalta Şark Müzesi’ndeymiş. 1944 yılında Kırım Tatarlarının vatanlarından sürgün edilmesiyle, yok edilmesinden endişe duyulan kaynaklar da yer değiştirmiş ve Kırım Devlet Arşivi’ne getirilmiş. 1992 yılına kadar söz konusu arşiv belgeleri kutular içerisinde saklanmış. Rusların imhasından kurtarılan belgeler, bu defa arşivin kalorifercisinin eline düşmüş. Belgelerin kaloriferci tarafından ocağı tutuşturmak için kullanıldığını fark eden arşiv müdürünün duruma müdahalesiyle 61 ciltlik defter serisi yanmaktan kurtarılarak İsmail Gaspıralı Kütüphanesi’ne teslim edilmiş. Türkiye’de araştırmacıların hizmetine sunulan defterler de işte bu bahsettiğim kaynaklar olup günümüzde İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ve Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Araştırmada tarihsel olarak 1650-1675 yılları arasının seçilmesinin nedeni şehrin mekânları ile sakinlerinin yaşamlarının söz konusu dönemde kesintisiz bir şekilde takip edilebilmesidir. Böylelikle Kırım Hanlığı’nın başkenti Bahçesaray’ı 1650-1675 tarihleri arasında mekânsal, yönetimsel, sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan incelemek, tarihsel sürekliliği takip etmek mümkün olabilmektedir. Şunu da belirtmem gerekir ki kitabın omurgasını kadı sicilleri oluşturmakla beraber araştırma sürecinde başka kaynaklardan da yararlanılmıştır. Yazma eserler, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki ilgili vesikalar, Avrupalı diplomatlar, tüccarlar, misyonerler ve seyyahların tuttukları kayıtların bulunduğu Venedik, Bologna, Modena arşivleri ve kütüphanelerinde yer alan veriler de araştırmada tamamlayıcı olarak kullanılmıştır.

“Umut ediyorum ki bundan on ya da yirmi yıl sonra Büyük Kırım Tarihi yazmak için uygun bir zemin hazırlayacaktır.”

Kırım kadı sicillerine dayanan çalışmanız, Bahçesaray’ın mikro tarihine dair önemli ipuçları barındırıyor. Bu örnekten yola çıkarsak, Kırım kadı sicillerinin ortak tarihimiz açısından önemi nedir? Hakkında daha fazla araştırma yapılırsa neler ortaya çıkacak?

Kırım Hanlığı’nın sosyo-ekonomik yapısına, toplumsal tarihine, kurumsal yapısına ve kültür tarihine yönelik çalışmalar oldukça sınırlıdır. Mevcut çalışmalar hanlığın siyasi tarihi, Osmanlı Devleti ile olan bağları ve Karadeniz ticareti üzerine odaklanmış ve Kırım şehirleri, gündelik hayat, hukuk ve toplum kısmen göz ardı edilmiştir. Oysa toplumu anlayabilme ve geniş bir perspektiften bakabilmenin yolu öncelikle küçük parçaları bir araya getirmekten geçer. Kırım Hanlığı açısından düşünüldüğünde bu küçük parçaların belki de en mühimi Bahçesaray’dır. Bahçesaray’ın hanlığın merkezi olmasından dolayı üstlendiği misyon, diğer şehirlerden oldukça farklıdır. Kefe, Gözleve, Karasu gibi şehirler ticaretle ön plana çıkarken Bahçesaray hem idari, siyasi hem de ticari ve hukuki bir merkez olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda Bahçesaray (1650-1675) isimli kitap, şehri farklı açılardan göstermektedir.

Kadı sicilleri, mekanik tarih anlatısının ötesine geçerek insanı merkeze almakta ve bireylerin zihin dünyasını, duygu hallerini, beklentilerini, korkularını yansıtarak daha farklı konulara eğilme imkânı vermektedir. Mikro ölçekli yapılan/yapılacak bu çalışmalar ile Kırım nüfusunu oluşturan etnik zümreler, bölgesel güç dinamikleri, yerel ileri gelenler, onların oturdukları evler, sofralarında yenilen yemekler ve içilen meşrubatlar detaylı bir şekilde ortaya konulabilecektir. Bölge sakinlerinin nasıl evlendikleri, neden boşandıkları, ne tür sorunlar yaşadıklarında mahkemeye başvurdukları ve işledikleri suçlar daha kapsamlı ele alınabilecektir. Kırım’daki esnaf kolları, üretim, tüketim, tarım, hayvancılık, ürünler, kullanılan paralar, ölçüler analiz edilebilecektir. Yarımadada yerli ve yabancı tüccarların ticarî faaliyetleri ve Osmanlı Devleti ile ticarî ağları, kölelik, köle kaynakları, köle pazarı, efendi-köle ilişkisi, firar, kölelerin hukuk mücadelesi ve azat edilme yöntemleri gibi akla gelebilecek pek çok konu çalışmalara konu edilebilecektir. Böylelikle Kırım kadı sicilleri kullanılarak yapılacak çalışmalar büyük resmi bir araya getirecek ve umut ediyorum ki bundan on ya da yirmi yıl sonra Büyük Kırım Tarihi yazmak için uygun bir zemin hazırlayacaktır.

Çalışmanın sınırlılıkları ve bahsi geçen dönem içerisinde Bahçesaray’daki gündelik hayatta neler olup bittiğinden bahsedebilir misiniz?

Bahçesaray’a ait kaynak repertuvarı tahmin edileceği üzere hayli sınırlıdır. Kadı sicilleri kullanılarak daha çok sıradan halkın yaşantısı hakkında bilgiler edinilmektedir. Şehrin iki büyük mahallesi olan Cami-i Kebir Mahallesi –ki bu mahalle Hansaray’ın hemen yanındadır– ve Koba Cami Mahallesi toplumun üst kesiminin yaşadığı semtlerdir. Özellikle Koba Cami Mahallesi’nde büyük bir kervansaray bulunduğundan söz konusu yerde farklı memleketlerden Müslüman ve gayrimüslim tüccar görmek mümkündür. Bahçesaraylıların ve Karay Yahudilerinin dükkânları da bu mahallelerdedir. Ticaretin yoğun olduğu her yerde olduğu gibi yaşam, ürünlerin alıcı ve satıcı arasında yer değiştirdiği bu mekânlarda geçer. Başka semtlerde yaşayanlar tan vaktinde evlerinden çıkar, günün ağarmasıyla da tekrar geri dönerler. Öte yandan Bahçesaraylıların pek çoğu geçimini sahip oldukları büyük hayvan sürüleri ile sağlar. Atlar, Kırım Tatarlarının yaşamlarının vazgeçilmez bir unsurudur ve Anadolu’daki gibi sadece sınırlı kişilerde bulunan bir meta değildir. Geniş bozkırlar hayvancılık için daha uygun olup tarımsal üretim hayli sınırlıdır. Tarla, bağ ve bahçelerinde çeşitli sebze ve meyvelerini yetiştirirler. Un ve benzeri ürünleri öğütmek için Bahçesaray’da pek çok değirmen vardır. Ancak hem toprak ile uğraşanlar hem de değirmenlerde çalışanlar Kırım Tatarlarından ziyade kölelerdir. Evlerinde daha çok et yemekleri pişirirler. Ancak kompostoları, şerbetleri, kurutulmuş meyveleri ve bozaları sofralarından eksik olmaz.

Bahçesaray’da Yahudiler, Ermeniler ve Rumların ayrı ayrı yaşadıkları mahalleleri bulunur. Etnik ayrışma olmasına rağmen Müslümanlardan izole bir hayat sürdükleri söylenemez. Müslüman mahallelerinin sakini olan ve İslam dinine giren pek çok gayrimüslime Bahçesaray’da rastlanmaktadır. Benzer şekilde İslam hukukunun uygulandığı kadı mahkemelerinde Müslümanların yanı sıra gayrimüslim reaya da sık sık görülmektedir.

Son olarak şunu da belirtmem gerekir ki insanın olduğu her yerde kötülük ve suça dair yaşanmışlıklar da vardır. Hakaret, kavga, darp ve kimi zaman da ölümle sonuçlanan pek çok olay arşiv belgelerine yansımıştır. Benzer şekilde hırsızlık, gayrimeşru ilişkiler de yaşanılan dönemin toplumsal gerçeklikleridir.   Bu yüzden bir toplumu tek bir yönüyle ele almak tarihçilik açısından doğru değildir.  

“Amacım yaptığım çalışmayı daha da anlamlı hale getirmekti. Özellikle sürgünü yaşamış ve vatanlarından ayrılmak zorunda kalmış kişilerin hemen hepsinin gözlerinde Kırım denildiğinde aynı acı/hüzün hissediliyordu. Böyle bir kitap, Vatan Kırım’ın asıl sahiplerinden başkasına ithaf edilemezdi.”

Yazarlar kitaplarını genellikle en sevdiği/değer verdiği kişilere ithaf eder. Siz ise Mayıs 1944 yılında vatanlarından sürgün edilen Kırım Tatarlarına ithaf ettiniz. Kırım Tatarı mısınız?

Bu soru ile son zamanlarda çok sık karşılaşır oldum. Akademik toplantılarda veyahut günlük yaşantımda çalışma alanıma dair kısa bir sohbet gerçekleştiğinde “Kırımlı mısınız?” diye sorarlar. Ben aslında erken modern dönem Osmanlı tarihçisiyim. Kırım Tatarı değilim ve Kırım’da da hiç bulunmadım. Açıkçası dönemin belgeleri ve çeşitli kaynaklardan edindiğim bilgilerin tahayyül ettirdiği Bahçesaray ile eğer ziyaret etmiş olsaydım bugün karşılaşacağım Bahçesaray arasındaki farklılıklar beni hüsrana sürükleyebilirdi. Böyle bir yüzleşme için hâlâ da hazır olduğumu söyleyemem.

Bu kitabı yazdığım süre boyunca, kaynaklarda kullanılan bölgeye has bazı ifadeleri anlamlandırabilmek için Türkiye’ye göç etmiş Kırım Tatarları ile görüştüm. Amacım yaptığım çalışmayı daha da anlamlı hale getirmekti. Özellikle sürgünü yaşamış ve vatanlarından ayrılmak zorunda kalmış kişilerin hemen hepsinin gözlerinde Kırım denildiğinde aynı acı/hüzün hissediliyordu. Böyle bir kitap Vatan Kırım’ın asıl sahiplerinden başkasına ithaf edilemezdi.



QHA

Haber Editörü : Tüm Yazıları